M. Ali Saral
08.02.2005, 20:19
“Bütün bunlar, bizim için bir ölüm kalım mücadelesi olmasaydı, olay sadece gülünç olurdu.” Juan Goytisolo, “Saraybosna Yazıları”ndan.
Soframızdaki tabak değişiyor ama yemek bir türlü değişmiyor.
Siz asık suratlı insanları ciddi adam zannetmeye, farklı tabaklardan aynı yemeği yemeye devam ediyorsunuz. Siyonizm eleştirisi adı altında da payınıza düşen aynı: İsrail’in ne kadar güçlü ve baş edilemez olduğunu, siyonistlerin ve sabatayistlerin her yeri ele geçirmiş olduklarını, size onların hikayelerini anlatmaktan başka bir iş düşmediğini sanıyorsunuz.
Ciddi olmayı başaramayan bir sürü asık suratlı insan, gayri-ciddi sorularla servis yapıyor bize:
- İslam ülkeleri niçin bu halde?
Dışarıda kar yağarken, televizyonda Avrupa Artistik Patinaj Şampiyonası devam ederken size, şunu söyleyeceğim: Düşünceli adam pozları takınıp bu soruyu seslendirmeye devam edenler, geri zekalıdır! Geri kalmışlardır.
Yanlış sorularla doğrular bulunamaz.
“İslam ülkeleri niçin bu halde?” sorusunu soranların; iyi bir eş, parti başkanı veya film izlerken ağlayacak kadar yufka yürekli olmaları, spor yapmaları, bilgisayar kullanmaları kendilerini “geri” zekalı kalmaktan kurtarmaya yetmez. Geri zekalılıktan kurtulmak için, gerilere gitmek gerek. Hali beğenilmeyen “İslam ülkeleri”ni hatırlayarak, keskin sözümüze biraz daha su verelim: “İslam ülkeleri”nden kastolunan hangileridir? Irak, Suriye, Suudi Arabistan, Libya, Ürdün vs. Bu isimlerle işaret olunan coğrafyaları ülke kabul etmek, asıl sorunu ıskalamaktır. Bu, bir.
Irak’ın ilk kralının “özgeçmiş”ini inceleyenler, beyefendinin Irak’ın başına geçmeden kısa bir süre önce, Suriye kralı olarak çalıştığını görebilirler, mesela. Ürdün’ün ise bir öğleden sonra, hiç hesapta yokken, “bir kalem oynatmasıyla” var edildiğini myope olanlar bile görebilir.
Irak, Suriye, Suudi Arabistan, Libya, Ürdün ve benzerlerinin ülke olmadıklarını; yaklaşık yüzyıldır o kadar uğraşılmasına rağmen bunun başarılamadığını niçin söyleyemiyorsunuz? “İslam ülkeleri niçin bu halde?” sorusunu tekrar edip durmak, hiç kimseyi kurtarmıyor. Kurtuluşumuz Londra’da: Önce “orta-doğu”dan kurtulalım. İngilizler gibi davranmaya son verip, Londra’nın orta doğusunda yer alan coğrafyanın bizim güneyimiz olduğunu görelim. Bu da, iki.
Ulus yok ki ulusal bilinç olsun
Etrafımızdakilerle ters ilişki kurmanın; kibarca söylemek gerekirse, eşcinselliğin lüzumu yok. “İslam ülkeleri niçin bu halde?” sorusunu sormakta ısrar etmek, ters ilişki kurmakta ısrar etmek demektir. Güney-doğumuzda sürüp giden tersliklerin asıl kaynağını göremiyorsanız, ters ilişkilerin başka terslikler doğurduğunu, Londra’da başka bir açıdan görebilirsiniz. Eşcinselliğin uzun yıllar tabu olduğu Londra, bugün eşcinsellerin iki başkentinden biri. “Tabulara hayır!” sloganıyla eşcinselliği tabu olmaktan çıkardılar, ama bu defa kendileri ortaya yeni bir tabu koydular: “İngilizler mizahı, espriyi, şakayı çok severler ve doğrusu bu işi iyi de yaparlar. Ancak bunun tek istisnası eşcinsellik konusundaki tabudur. Bu konuda (çok ciddi bir iş olarak algılandığı için olsa gerek) espri ya da şaka yapılmaz. Yapmaya kalkanların da derhal ağzının payı verilir.” (Uygur Kocabaşoğlu, İngiliz Sicimi, sh.108, İmge Kitabevi, İstanbul, 1995)
Sorunlu bu bölgeye sırtımızı dönmek, uzun yıllar Irak’ı ve diğerlerini ülke zannetmek bizi daha büyük bir sorunla, hem de hazırlıksız olarak, Amerika’yla karşı karşıya getirdi. Saddam döneminde yapılan zulümleri sürekli hatırlatarak, oy kullanan çarşaflı Iraklı kadınların fotoğrafları eşliğinde, Irak’ta yapılanların her şeye rağmen iyi olduğunu savunan Amerikancıları unuttuğumuz sanılmasın. Bütün Amerikalılara (muhalifleri de dahil olmak üzere!) şunu söyleyelim:
- Amerikancı veya Amerikan muhalifi olursak değil, Amerika Birleşik Devletleri’ni örnek alırsak, kurtuluruz!
Yoksa Amerika’nın ünlü muhaliflerinden Tarık Ali’nin “Evet, nüfusun büyük bölümü Saddam Hüseyin’den nefret ediyor, ama sizden daha çok nefret edecekler; çünkü bu ülkede güçlü bir ulusal bilinç vardır, dedim.” uyarısını ciddiye alır ve ortada bir ulusal direniş olduğunu zannederiz. Ortada bir nefret, birçok hesap var; ulusal bir direniş değil. Çünkü Irak’ta ulus yok ki ulusal bilinç olsun.
Bütün bu bölgeyi huzura kavuşturacak olan şey, yeri geldiğinde Kürtlere karşı Türkmenleri, Şiilere karşı Sünnileri desteklemek değildir. O ki geriye gidemiyorsunuz, gözünüzü dört açıp önünüzdekine iyi bakın. Amerika’yı iç savaş felaketinden kurtaran, ekonomik işbirliği temeline dayalı Türkiye Birleşik Devletleri fikridir.
Hayal gibi geliyor değil mi: Türkiye Birleşik Devletleri!
Avrupa Artistik Patinaj Şampiyonası’nı izleyen kahve ahalisi ile köşe yazarlarımızın ne farkı var, di mi?
*İbrahim Paşalı / Milli Gazete
Soframızdaki tabak değişiyor ama yemek bir türlü değişmiyor.
Siz asık suratlı insanları ciddi adam zannetmeye, farklı tabaklardan aynı yemeği yemeye devam ediyorsunuz. Siyonizm eleştirisi adı altında da payınıza düşen aynı: İsrail’in ne kadar güçlü ve baş edilemez olduğunu, siyonistlerin ve sabatayistlerin her yeri ele geçirmiş olduklarını, size onların hikayelerini anlatmaktan başka bir iş düşmediğini sanıyorsunuz.
Ciddi olmayı başaramayan bir sürü asık suratlı insan, gayri-ciddi sorularla servis yapıyor bize:
- İslam ülkeleri niçin bu halde?
Dışarıda kar yağarken, televizyonda Avrupa Artistik Patinaj Şampiyonası devam ederken size, şunu söyleyeceğim: Düşünceli adam pozları takınıp bu soruyu seslendirmeye devam edenler, geri zekalıdır! Geri kalmışlardır.
Yanlış sorularla doğrular bulunamaz.
“İslam ülkeleri niçin bu halde?” sorusunu soranların; iyi bir eş, parti başkanı veya film izlerken ağlayacak kadar yufka yürekli olmaları, spor yapmaları, bilgisayar kullanmaları kendilerini “geri” zekalı kalmaktan kurtarmaya yetmez. Geri zekalılıktan kurtulmak için, gerilere gitmek gerek. Hali beğenilmeyen “İslam ülkeleri”ni hatırlayarak, keskin sözümüze biraz daha su verelim: “İslam ülkeleri”nden kastolunan hangileridir? Irak, Suriye, Suudi Arabistan, Libya, Ürdün vs. Bu isimlerle işaret olunan coğrafyaları ülke kabul etmek, asıl sorunu ıskalamaktır. Bu, bir.
Irak’ın ilk kralının “özgeçmiş”ini inceleyenler, beyefendinin Irak’ın başına geçmeden kısa bir süre önce, Suriye kralı olarak çalıştığını görebilirler, mesela. Ürdün’ün ise bir öğleden sonra, hiç hesapta yokken, “bir kalem oynatmasıyla” var edildiğini myope olanlar bile görebilir.
Irak, Suriye, Suudi Arabistan, Libya, Ürdün ve benzerlerinin ülke olmadıklarını; yaklaşık yüzyıldır o kadar uğraşılmasına rağmen bunun başarılamadığını niçin söyleyemiyorsunuz? “İslam ülkeleri niçin bu halde?” sorusunu tekrar edip durmak, hiç kimseyi kurtarmıyor. Kurtuluşumuz Londra’da: Önce “orta-doğu”dan kurtulalım. İngilizler gibi davranmaya son verip, Londra’nın orta doğusunda yer alan coğrafyanın bizim güneyimiz olduğunu görelim. Bu da, iki.
Ulus yok ki ulusal bilinç olsun
Etrafımızdakilerle ters ilişki kurmanın; kibarca söylemek gerekirse, eşcinselliğin lüzumu yok. “İslam ülkeleri niçin bu halde?” sorusunu sormakta ısrar etmek, ters ilişki kurmakta ısrar etmek demektir. Güney-doğumuzda sürüp giden tersliklerin asıl kaynağını göremiyorsanız, ters ilişkilerin başka terslikler doğurduğunu, Londra’da başka bir açıdan görebilirsiniz. Eşcinselliğin uzun yıllar tabu olduğu Londra, bugün eşcinsellerin iki başkentinden biri. “Tabulara hayır!” sloganıyla eşcinselliği tabu olmaktan çıkardılar, ama bu defa kendileri ortaya yeni bir tabu koydular: “İngilizler mizahı, espriyi, şakayı çok severler ve doğrusu bu işi iyi de yaparlar. Ancak bunun tek istisnası eşcinsellik konusundaki tabudur. Bu konuda (çok ciddi bir iş olarak algılandığı için olsa gerek) espri ya da şaka yapılmaz. Yapmaya kalkanların da derhal ağzının payı verilir.” (Uygur Kocabaşoğlu, İngiliz Sicimi, sh.108, İmge Kitabevi, İstanbul, 1995)
Sorunlu bu bölgeye sırtımızı dönmek, uzun yıllar Irak’ı ve diğerlerini ülke zannetmek bizi daha büyük bir sorunla, hem de hazırlıksız olarak, Amerika’yla karşı karşıya getirdi. Saddam döneminde yapılan zulümleri sürekli hatırlatarak, oy kullanan çarşaflı Iraklı kadınların fotoğrafları eşliğinde, Irak’ta yapılanların her şeye rağmen iyi olduğunu savunan Amerikancıları unuttuğumuz sanılmasın. Bütün Amerikalılara (muhalifleri de dahil olmak üzere!) şunu söyleyelim:
- Amerikancı veya Amerikan muhalifi olursak değil, Amerika Birleşik Devletleri’ni örnek alırsak, kurtuluruz!
Yoksa Amerika’nın ünlü muhaliflerinden Tarık Ali’nin “Evet, nüfusun büyük bölümü Saddam Hüseyin’den nefret ediyor, ama sizden daha çok nefret edecekler; çünkü bu ülkede güçlü bir ulusal bilinç vardır, dedim.” uyarısını ciddiye alır ve ortada bir ulusal direniş olduğunu zannederiz. Ortada bir nefret, birçok hesap var; ulusal bir direniş değil. Çünkü Irak’ta ulus yok ki ulusal bilinç olsun.
Bütün bu bölgeyi huzura kavuşturacak olan şey, yeri geldiğinde Kürtlere karşı Türkmenleri, Şiilere karşı Sünnileri desteklemek değildir. O ki geriye gidemiyorsunuz, gözünüzü dört açıp önünüzdekine iyi bakın. Amerika’yı iç savaş felaketinden kurtaran, ekonomik işbirliği temeline dayalı Türkiye Birleşik Devletleri fikridir.
Hayal gibi geliyor değil mi: Türkiye Birleşik Devletleri!
Avrupa Artistik Patinaj Şampiyonası’nı izleyen kahve ahalisi ile köşe yazarlarımızın ne farkı var, di mi?
*İbrahim Paşalı / Milli Gazete